7 Şub 2012

Viyana(Wien): 3. Gün

                Metronun U4 hattını kullanarak Stephanplatz durağında iniyoruz (Normalde daha kısa bir yolu varmış, ona daha sonra geleceğiz). Bu durak bizi Aziz Stephan Katedrali’ nin önüne çıkarıyor. Buradan Hofburg sarayında doğru yürüyoruz ve sarayı geride bırakıp kemer benzeri yapının altından geçince(yani burası Nature History Museum’ ın karşısı oluyor) sola dönüp biraz ilerliyoruz ve sol tarafımızda Burg Parkı’ nı görüyoruz ve ortasında da Mozart heykelini. Parktaki banklarda biraz dinlenip, Mozart heykeli ile fotoğraf çektirip parktan ayrılıyoruz.

                Mozart’ tan biraz bahsedecek oluırsak; klasik batı müziğinin en üretken ve en etkili bestekarlarından biridir. Kendisi Salzburg-Avusturya doğumludur. 1791 yılında Viyana’ da vefat etmiştir. 36 yıllık ömrünü 626 eser sığdırmıştır. Mozart, Avrupalı bestekarların en popülerlerindendir. Günümüzde, müzik tarihinin en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür. Türklerin Avrupa’ da moda olduğu o yıllarda, mehter ritminden esinlenen Mozart, 11 numaralı La Majör Piyano Sanatının 3. Bölümünde “ Ronda Alla Turca”  yı (Türk Marşı) besteler. Ayrıca Viyana’ da Türk elçinin kızı Zaide için adına arya besteler.

                Mozart heykelinden sonra yolumuza devam edip Wiener Staatsoper’ e (Viyana Devlet Operası) geliyoruz.

         Binanın dışındaki panodan rehberli turların saat kaçta olduğunu görebiliyoruz. Dillere göre farklı saatlerde bu turlar ve saatler her gün değişiyor. İngilizce olan turu kaçırdığımızı görüyoruz ve diğer tura çok zaman olduğu için başka zaman dönmek üzere opera binasından ayrılıyoruz ama birkaç fotoğraf çekmeyi unutmuyoruz J Bu arada klasik müzik dinletileri, bale gösterileri için her turistik merkezin yakınında olan nostaljik giyimli bilet satan arkadaşlardan burada da var. 45Euro’ dan açtığı fiyatı bizim için 29 a kadar düştü. Ama zamanımızın olmadığı belirtip oradan ayrıldık.
                Hava inanılmaz soğuk olduğu için (gerçi sadece bana öyle geliyormuş gibi bir izlenim edindim, çünkü herkes benden ince giyinmiş) bir kafeye girip kahve içip ısınalım diyoruz. İmdadımıza Starbucks Coffee yetişiyor (Fiyat avantajından). Soğuk okadar dayanılmaz oluyor ki otele dönmek zorunda kalıyoruzL Ama bizi hiçbirşey durdurmamalı diyip odada biraz ısınıp,dinlenip kendimizi yine sokaklara atıyoruz…          
                Planlarımızda Hundertwasserhaus’ u görmek var.Ulaşımımız tramvayla.! Nolu tramvaya biniyoruz.Hundertwasserhaus durağında iniyoruz. Ama o da ne! Tabelada Kunst Haus var. Önce bir onu görelim diyoruz. Burada biraz fotoğraf çekiyoruz.

                Buranın az ilerisindeki Hundertwasserhaus’ a doğru ilerliyoruz. Bu şirin ve renkli evlerin tasarımı Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından yapılmış, dolayısı ile bu evlere Hunderwasser evleri adı verilmiş. Bunlar Viyana belediyesi tarafından 1983-1986 yılları arasında yaptırılan belediye evlerindendir.  Aslında burası bir apartman ve burada 52 daire ve 4 adet dükkan var. Bu binanın farkı hiçbir yerinde düz öğe kullanılmamış olması ve dış yüzeyinin rengarenk olması. Hatta binanın önündeki taşlı yol bile düz değil, bazı yerlerine tepecikler yapılmış.


                Ben bu şirin dairelere aşık oldum!Sanki  masal aleminden fırlamış gibi duruyorlar.Hatta şimdi aklıma geldi; Tim Burton filmlerinde ki yapılara da benziyor değil mi?:O Bayılıyorum böyle yaratıcı,uçuk insanlara…
                Şimdi de biraz eğlence zamanı.Haydi lunaparka gidiyoruzJPrater’e gidiyoruz yani. Ulaşımı her zamanki gibi metro ile yapıyoruz.U1 hattının prater durağında iniyoruz.Biraz yürüyünce tarihi dönme dolap görünüyor.Pratere gitmemizin asıl amacı da tarihi dönme dolabı görüp,bir tur atmak zaten;) Bilet gişesinden 9 euro karşılığı aldığınız biletle binebiliyorsunuz bu dönme dolaba.Önce çok şirin bir odaya alınıyorsunuz.Burada eski vagonlar var ve içlerine çeşitli minyatür dünyalar yerleştirilmiş.Hatta birinde Viyanalıların Osmanlıyı püskürtmeleri minyatür askerlerle canlandırılmış… 


              Biraz seyirden sonra vagonlar boşalıyor ve yeni yolcularını alıyor.Bir vagonda yaklaşık 8 kişiydik. Mevsimden ötürü sanırım fazla kişi yoktu.Diğer vagonların da sadece biri doluydu.Ortalarında masa olan özel vagonlar fark ettim.Sanırım bunlar romantik akşam yemekleri için özel olarak tutuluyor;)Neyse..Toplam 15 vagon var.Eskiden bunlar 30 taneymiş ama II. Dünya Savaşında hemen  hemen tamamı yanmış :O 1947 yılında 15 vagonla tekrar hizmete açmışlar.Aslında biraz tırsmadık değilJ Ama eşimle metal konstrüksiyona şöyle bir göz gezdirince günümüzdekilerden daha sağlam olduğu kanısına vardık.


                Manzara yukarıdan dehşet güzeldi.Hem park hem Viyana manzarasını seyrettik ve süremiz doldu.Artık Prater’den ayrılma zamanı.
                Otele dönüyoruz.Suyumuzun kalmadığını fark ediyoruz.Bu arada burada şarap sudan ucuzJ Bir de normal su “stil” olarak geçiyor.Bir kaç kez yanılıp maden suyuna benzeyen sularından aldık.Daha çok o var her yerde.Neyse markete gidelim diyoruz, fark ediyoruz ki Pazar günü marketler kapalı burada. Ayrıca restoranların da büyük çoğunluğu kapalı.Viyana yolcularına duyurulur, alışverişlerinizi cumartesiden halledin;)İyi geceler…

6 Şub 2012

Viyana(Wien): 2. Gün

Kahvaltının ardından Belvedere Sarayı’ nı görmeyi umuyoruz.

Belvedere Sarayı Landstrasse´de iki parçadan oluşan barok stilde bir saraydır.

Belvedere Sarayı 1668-1745 yıllarında Savoy Prensi Eugen emri ile mimar Johann Lucas von Hildebrandt´a yaptırılmışdır.Yukarı ve Aşağı Belvedere Sarayı olarak iki parçadan oluşan barok yapılar birbirine çok geniş ve gözalıcı bir bahçe ile bağlıdır.Landstrasse'de bugün müze olarak kullanılan yapılarda çok önemli tarihi tablolar da vardır.

Yukarı Belvedere Sarayı´nın en önemli özelliği ise 15 Mayıs 1955'da Avusturya'nın II. Dünya Savaşı'n dan sonra özgürlüğüne kavuştuğu anlaşmanın burada imzalanmış olmasıdır (wikipedia).




Belvedere Sarayı “upper “ ve “lower” olmak üzere iki ana bina ve arasına konumlandırılmış bir bahçeden oluşuyor.
 

 Biz  11Euro karşılığında üst Belvedere i gördük. Sarayın odalarına resimler ve heykeller yerleştirilmiş ve müzeye çevrilmiş. Birçok Avusturyalı ressamın yanı sıra başka üstatların eserlerini de görme şansımız oldu. Bunların arasında, özellikle Klimt, Monet ve Renoir dikkatimi çekti.


                Belvedere de gönlümüzü ve gözümüzü hoş ettikten sonra, Aziz Stephan (Stephansdom) katedraline gitmek üzere Belvedere yakınındaki metro istasyonu olan Taubstummengasse den U1 hattını kullanarak Stephanplatz istasyonuna geliyoruz. Durak Stephansdom a çıkıyor adından da belli olduğu üzere.

 Stephansdom u özellikle görmek istiyordum. Sebebine gelince; buraya gelmeden önce Viyana hakkında bir belgesel izlemiştik. Belgeselin konusu Evliya Çelebi’ nin Viyana seyahatiydi. Çelebi kiliseye övgüler yağdırıyormuş ve 27 katlı olduğundan bahsediyormuş. Ayrıca en alt katta en yaşlı rahiplerin kaldığını, bunların yaşının 130-140 ı bulduğunu söylüyormuş. Onları o kadar çelimsiz buluyormuş ki, bir Osmanlı tokadı ile yirmi tanesini devirirsiniz diye tasvir ediyormuş. Çok güldüm, anlaşılan Evliya Çelebi’ nin hayal gücü biraz fazla kuvvetliymiş.  O zaman ben size katedral hakkında gerçekçi bilgiler vereyim J .



Aziz Stephan Katedrali (Almanca: Stephansdom, asıl ismiyleDomkirche St. Stephan zu Wien) Viyana'nın merkezinde bulunan,1365 yılında inşa edilmiş olan, Viyana'nın en önemli simgesi durumundaki katedraldir.

Viyana piskopoposluk ruhani dairesinin ana kiliselerindendir. Viyana Başpiskoposu Christoph Schönborn'nun ikametgahıdır. Avusturya,Viyana'nın kalbinde Stephansplatz'ta yer alır. Günümüzde Roma mimarı tarzı ve Gotik tarzıyla görünür. Avusturya Dükü IV. Rudolf tarafından geniş bir şekilde yapımına başlanan kilise daha önceki iki harabe kilise üzerinde yükselir. Avusturya'nın başkentinde en önemli dini yapı olarak, ulusun tarihinde pek çok önemli olaya tanık olmuş ve renkli çatısıyla birlikte şehrin en tanınan sembollerinden biri haline gelmiştir. (wikipedia ) Ayrıca kilisenin çanının Osmanlının burayı işgalinden sonra geride bıraktıkları silahların eritilip yapldığı hakkında bir bilgi de var.
Eşime göre bu katedralin gündüz mistik, gece ise ürpertici bir havası var.
Eeee, hep kültür hep sanat olmuyor tek başına J Arada mideye de hitap eden eylemler gerçekleştirmek gerekiyor. Biz de iki boğazına düşkün, bir kahve ve tatlı molası için tavsiye edilen Demel Cafe’ yi aramaya koyulduk. 

Biraz bakınıp bulamayınca, etraftaki en soğuk görünüşlü insanı (Polizei) bulduk; ama görünüşe aldanmamak gerekiyormuş. Net bir İngilizce ve sıcak tavırlarla karşılaşınca şaşırdık. Sıcak insanlar bu Avusturyalılar ya J Ve Demel Cafe yi bulduk. Demel adına şanına yakışır bir kafe. Bizim gittiğimiz güne özel midir bilmem ama, içeride sıra vardı. Sıranın çabuk ilerlediğini görünce beklemeye karar verdik. Aslında beklemeye karar vermemizin sebebi cam duvarlarla çevrilmiş mutfağı da olabilir. Çok nostaljik bir görüntüydü.


Masamız ayarlandı, siparişleri eşim verdi. Kahve ve mürdüm erikli “strudel” adında değişik bir tatlı söyledik.  Biz bu tatlıyı çok sevdik. Hafif ekşili bir tadı var. Viyana gezi planınıza Demel Cafe yi de eklemeyi unutmayın!.
 Şimdi rotamızda Hofburg sarayı var. Sarayın içinde imparator Franz Joseph ve karısı imparatoriçe Elizabeth’ in (nam-ı diğer Sisi) kullandıkları odalardan bazılarını gezebiliyoruz. Sisi’ yi nereden hatırlıyoruz?

 Cevabı ben vereyim; bir zamanlar TV de yayınlanan ve çok sevilen dizisinden J Diziyi izlemeyenler için biraz Sisi’den bahsedelim; Bavyera düşesi Elizebeth (Sisi) 1854 yılında 16 yaşında iken kuzeni Franz Joseph ile ablasını evlendirmek üzere Viyana’ ya gelir, fakat F. Joseph ile kendisi evlenir; ve bu sarayda yaşamaya başlarlar. Ancak, aykırı bir kişilik olan Sisi’ ye hiçbir zaman sarayda yaşamak cazip gelmemiş ve bu yüzden kendini kraliyet ortamından uzak tutmuştur. Benden bu kadar, gerisini Wikipedia’ dan okuyunJ


 Bu sarayı 10.5 Euro karşılığında gezebilirsiniz.  6 yüzyıl boyunca Habsburg hanedanının yerleşkesi olan “kraliyet daireleri” (state apartments) geziliyor. 

19 odadan oluşan bu daireler arasında ; imparatorun misafir kabul odası, çalışma odası, yatak odası, imparatoriçenin (Sisi’nin) çalışma odası, yatak odası, banyosu, kraliyet yemek odası, kullandıkları kişisel eşyalar ve hatta yolculuk ettiği tren vagonu da görülecekler arasında.
Sırada Viyana Doğa Tarihi Müzesi ( Naturhistorisches Museum Wien) var.

    Beklentilerimizin çok üzerinde bir mekan. İçi ve dışı başlı başına şaheser olan binanın, binlerce ve beklide on binlerce bitki, hayvan, taş ve fosil örnekleriyle dolu olduğunu gördük. Bu tarihi binanın sadece 5 bölümünün  taş örnekleriyle dolu olması bile şaşırtıcı geldi bize.

 Bütün dünyadan değerli-değersiz taş örnekleri toplanmış ve burada sergileniyor. Taşlardan ve kayaçlardan sonra dünya tarihi ve fosiller bölümü geliyor.

 Bunun içinde 4 bölüm ayırmışlar. Köşe başlarında evrimi anlatan eğitici animasyonlar yerleştirişmiş. Biz hala başka işlerle uğraşırken, Avrupalılar çocuklarıyla burası gibi yerlere gelerek (Alışveriş merkezleri yerine!), doğal olarak sonunda da bilim üretiyorlar. İlim değil bilim (!)
Sonrasında ise 1 bölüm dinozorlara, 3 bölüm tarih öncesi döneme,  1 bölüm mikroorganizmalara, sonrasında ise diğer canlı organizmalara yer verilmiş. 

Birçok yere mikroskop, zaman makinesi gibi cihazlar koymuşlar. Çocuklar ve yetişkinler buralarda gözlemler yapabiliyorlar. 

Benim en çok hoşuma gidenlerden biri de termal kameralardı. Viyana’ nın soğuğunda 7 kat giyinmemize rağmen sıcak bir bölgemizi görememek düşündürücüydü J Ve Doğa Tarihi Müzesi’ ndeki eğlendirici ve bilgilendirici, bir o kadar da yorucu saatlerden sonra, vaktin epeyce bir ilerlediğini fark edip dümeni otele çeviriyoruz. Çok yoğun ve güzel bir gündü, ama daha bitmedi J Daha Salzburg tren biletlerini almadık. Hemen otele dönünce bu işi hallediyoruz. Önce OBB’ nin sayfasında 45Euro’ yu görünce hayal kırıklığına uğruyoruz. Ama sevgili okurlarım, bu hayal kırıklığı fazla uzun  sürmüyor; çünkü sayfanın altında internet kullanıcılarına sunulmuş kontenjanlı ucuz biletleri farkediyoruz!:) yani sözün özü 45 eoroluk bileti 20 euroya alıyoruz;)öpüyorum sizleri…Bu günü de burada kapatıyoruz.

5 Şub 2012

Viyana (Wien): 1. GÜN

        Evet ,Avusturya yerel saati ile 13.30 da Viyanadayız:)Havaalanı çıkışındaki otobüslerden Schwedenplatz istasyonuna giden otobüsle şehir merkezine ulaşımımızı sağladık (kişi başı 7Euro). Buradan da metroyu kullanmamız gerekiyordu. Kettenbrückengasse de bulunan otelimize ulaşım için metronun U4 hattını kullanıyoruz. Her yerde Türkler olduğu için bilet alma işini de hallettik, pardon hallettirdik :) 5.5 Euro karşılığında bir gün geçerli olan biletlerden aldık. Bu biletler her türlü ulaşım aracında geçerli oluyor. Ancak unutmayın, biletinizi geçerli hale getirmek için metro girişindeki cihazlara okutmanız gerekiyor.

         Burada mesafeler oldukça kısa sayılır. Metro ile otele ulaşmamız 5 dakikamızı bile almadı. Otelimizden bahsedecek olursak; sıcak, güzel, enerjik ve temiz bir yer olduğunu söyleyebilirim. Açıkçası beklentilerimizin üzerinde çıktı. Neyse, odamızda biraz soluklandıktan sonra keşfe çıkmaya karar verdik. Hava inanılmaz soğuk! -15 ile -10 arasında geziniyordu. Bunlar benim hiç alışkın olmadığım dereceler. Lahana gibi birkaç kat giyinerek bunun da üstesinden geldim (Eşimin deyimiyle artık bırakın soğuğu, bana kurşun bile işlemez). Dolaşırken karnımız acıktı tabi. Hemen ilk günden bir Schnitzel molası verelim dedik ve otelin bize verdiği şehir haritasından otele yakın gözüken Schnitzelwirt isimli mekanı tercih ettik. Haritada bize yakın görünse de burayı bulmamız baya zamanımızı aldık. E ilk gün sersemliği ne de olsa :) Ama biz aramamıza değdiğini düşündük. Sizce :)


       Elbette burayı tercih etmemizin tek nedeni yakın olması değildi. Otelin verdiği "City Guide" da "Don't hurt your wallet" uyarısını görmemiz de az da olsa etkili olmuş olabilir :)
[ Blog yazma işi zaman zaman sorunlara yol açabiliyor. Yazdıklarımı gören kocam "acıktım ben schnitzel yiyelim diye tutturuyor:) ]
Size tavsiyem eğer burada schnitzel yerseniz yanına bir de patates salatası söylemeyin. Schnitzel in yanında da 4-5 parça patates var zaten.
Yemeğimizi yedik, karnımızı doyurduk, artık otele dönüş yapma ve yol yorgunluğunu atma vakti geldi. Otelin barından bedava içki kuponumuz vardı ama şu an onu değerlendirecek durumda değiliz. Başka zaman.... >İyi geceler...

24 Oca 2012

Avusturya Turist Vizesi

Merhaba arkadaşlar.Bugün size Avusturya vizesi serüvenimizden bahsetmek istiyorum...Umarım okuyanlara faydalı olur :)

Öncelikle iks.com.tr'ye girip iletişimden İstanbul call center'i arıyoruz. Randevu almak için;

1) Türkiye İş Bankası, YapıKredi Bankası ve Finansbank’ın tüm yurtiçi şubelerinden ödeme yapabilirsiniz. Ödeme sırasında Avusturya İstanbul Başkonsolosluğu için PIN kodu satın alacağınızı mutlaka belirtiniz.
Bu PIN numarasıyla 1 gün sonra 0212 340 45 00 numaralı telefonu arayıp randevunuzu alabilirsiniz.

yada

2) Geçerli bir kredi kartınızın olması durumunda yine 0212 340 45 00numaralı telefonu arayarak, randevu sistemi elemanı ile görüşüp gerekli bilgileri vermeniz durumunda ve hesabınızdan 26 TL  çekilmesi neticesinde randevunuzu alabilirsiniz.
Her PİN numarası ile randevu servisini sadece 1 kez arayabilirsiniz. 
 Telefonda yaklaşık yarım saatlik bir konuşma yapılıyor.Ne amaçla gideceğimiz öğreniliyor.Randevu günü söylenip teyit ediliyor.Bize 1 ay sonrasını verdiler.Bu sebeple erken aramakta fayda var.!!
Telefonda gerekli belgeleri söylüyorlar(formalite) ve bir de gün içinde  mail yoluyla göndereceklerini belirtip görüşmeyi sonlandırıyoruz.İstediğiniz soruyu sormakta özgürsünüz:)Bir de çift kişi için bir görüşme yaptık, yani ekstra bir 26 tl daha ödemedik.
 Şimdi istenen belgelere gelelim:
1.      [  ]  Avusturya ya seyahat vasıta belgesinin aslı ve fotokopisi (Gidiş - dönüş uçak rezervasyonu)
2.      [  ]  Seyahat ve sağlık sigortası poliçesi aslı ve fotokopisi. Vize başvurusu sırasında sunulmalıdır..
3.      [  ]  İmzalanmış, SCHENGEN başvuru formu (Form1)
4.      [  ]  A4Kağdına Pasaportun 2., 3., 60., geçerlilik süresi gösteren sayfa ve Vizeler sayfalarının fotokop.
5.      [  ]  10 yıldan eski olmayan, geçerli ve imzalanmış seyahat dönüşü en az 3 ay daha geçerli Pasaport
6.      [  ]  2 adet yeni çekilmiş biometrik vesikalık fotoğraf
7.      [  ]  Düzenli gelir durumunu gösteren belgelerin aslı ve fotokopisi
8.      [  ]  Son 3 aylık hesap hareketlerini gösteren banka hesap dökümü aslı ve fotokopisi
9.      [  ]  SGK işe giriş bilgirgesi aslı ve fotokopisi
10.     [  ]  SGK hizmet dökümü aslı ve fotokopisi
11.     [  ]  İşverenden alınmış, seyahati süresince çalişma ve izin onay belgesi aslı ve fotokopisi
12.     [  ]  Vergi Levhasının ön ve arka sayfasının fotokopisi
13.     [  ]  Ticaret odası sicil kaydı sureti aslı ve fotokopisi
14.     [  ]  Ticaret Sicil Gazetesi fotokopisi
15.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, İşyerinden alınmış, çalişma belgesi aslı ve fotokopisi
16.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, SGK hizmet dökümü fotokopisi
17.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, SGK işe giriş bilgirgesi aslı ve fotokopisi
18.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, Son üç ayın maaş bordrosu aslı ve fotokopisi
19.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, Vergi Levhasının ön ve arka sayfasının fotokopisi
20.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, Ticaret odası sicil kaydı sureti aslı
21.     [  ]  Geçimi sağlayan kişnin, Ticaret Sicil Gazetesi fotokopisi
22.     [  ]  Emniyetten, eski pasaport bilgilerini içeren / eski pasaportunuz olmadığına dair Pasaport protokolü
23.     [  ]  Avusturya daki konaklama şeklinin belgelenmesi gerekmektedir.(Otel rezv. gibi)
24.     [  ]  60Euro Vize İşlem Ücreti,(randevudan3 işgünü önce,başvuru sahibi adınaYapı Kredi Bankası yatırılmalı.)
İstanbul İKS Call Center (Merkez) - Kroki
İKS Plaza Beyazdut Sk. No:6 34349 Gayrettepe Beşiktaş
Telefon: +90 212 340 4457 Faks: +90 212 275 7909
  Konsolosluk yeniköyde.Biz metro artı taksi yöntemiyle ulaşımımızı sağladık.Metrodan itü istasyonunda indik,sonrasını taksiyle gittik.Taksi ücreti yaklaşık 13 tl. (sonradan farkettik; Konsolosluk önünde durak var,Kabataş yada beşiktaştan kalkan sahilden giden otobüsler önünden geçiyor.)
Bir saat kadar erken orda olduğumuz için o güzelim manzarasını doya doya izleme fırsatımız oldu.Gerçekten çok güzel bir yerdeler...Hemen karşısı deniz ve karın da etkisiyle güzel bir manzaraydı doğrusu...
  Normalde kapıları kilitli.Randevu saatinden 10 dakika önce orda olmanız yeterli .Zile basıyosunuz ve bir görevli gelip kapıyı açıyor, size yolu gösteriyor.
Kendinizi gayet küçük bir odada buluyorsunuz.Hiç bekletmiyorlar diyebilirim.Görüşme esnasında yukarıda istenen belgelerin yarısı çöp oluyor.Özellikle madde 15'ten sonrası gerekmiyor.Öyle çok kafanıza takmanıza gerek yok yani..Mesela Vergi Levhasının arkası yoktu bizde, sorun olur diye düşünmüştük ama evham yaptığımızı anlamış olduk.Konsolosluk çalışanları öyle internette bazı sayfalarda yazıldığı gibi kaba,suratsız tipler değil buarada:) Gayet kibardılar...Görüşme esnasında belgelerimize bakılıp bikaç soru soruldu okadar.Bir de en önemlisi neden Avusturya,nereleri gezeceksiniz gibi sorulara karşı hazırlıklı gelin;)Pasaportupumuzu oradan mı alacağımız soruldu biz kargo etmelerini istedik.Ups ile 17 lira da akrgo ücreti.
 Vize görüşmesi perşembe sabahıydı.Cuma akşamı pasaportlarımız kargoya verilmişti.Yani gayet hızlılar.

 Vizemizi aldık:)Artık gezimizi gerçekleştirdiğimizde(3 şubattan sonra) gezi günlüğümü buradan takip edebilirsiniz.Esen kalın!

16 Oca 2012

Salvador Dali İstanbula Gelir de Gidilmez mi!


Dali: Sürrealist provakatör, karmaşık kişisel sembolizmin yaratıcısı, mistisizm yoluyla anlamın peşinde koşan Katalan ve eşinin ilahi imgesine tapan bir koca.
Evet sevgili okurlarım(2-3 kişiyi geçmiyordur sanırım) uzun bir aradan sonra tekrar sizlerleyim...
Sürrealist saate ilgi gösterme
Konun başlığından da anlaşılacağı üzere haftasonu Dali için Karaköydeydik.Kah Galayla akşam yemeği yedik, kah sürrealizmin peşinden koştuk,kah Danteyi andık..doğrusu benim için muhteşemdi!Tophane-i amire epeyce bir kalabalıktı.Resimlerin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu.Tabi bunda Dali'nin eserlerinin ilk bakışta öyle hemen kavranmamasının da büyük payı var...
Soya Çekim


Salvador Dali hakkında biraz bilgi verelim:
Küçük Kurban Hazları

Salvador Dali, 1904'te Figueres'te (İspanya) doğdu.İlk sergisini 1919da, daha sonra Dali Teatro Museo'ya (Dali tiyatrosu ve müzesi) dönüştüreceği Figueres Belediye Tiyatrosu'nda açtı.Madrid'de sanat eğitimi aldı; dönemin önemli sanat-edebiyat çevreleriyle arkadaşlıklar kurdu.Edebi metinlerden oldukça beslenen Dali, İlahi Komedya, Don Kişot, Alice Harikalar Diyarında gibi dünya edebiyatının kült eserlerini resimledi.
Kara Şeytan

Sürrealizmin önde gelen isimleriyle yakınlık kuran Dali, bu çevrede aynı zamanda eşi ve birçok eserinin ilham kaynağı olacak Gala ile tanıştı; bu akımın en tanınan ismi oldu.
 Eserlerinin üretiminde Sigmund Freud'un bilinçaltının dışavurumu ile ilgili yazılarından oldukça etkilendi.II. Dünya Savaşı ile birlikte ABD'ye gitti ve burada New York Metropolitan Sanat Müzesi gibi ülkenin en saygın sanat merkezlerinde eserlerini sergiledi.
Ruhların Kayığı ve Ben

 Salvador Dali , ressamlığın yanısıra, heykel, fotoğraf, sinema gibi alanlarda da ilgilendi.1989 da , Gala'nın ölümünden birkaç yıl sonra vefat etti.
 Gerek görünüşü gerek estetik anlayışı ile kendisini bir sanat nesnesi olarak sunan S. Dali, 20. yüzyılın en önemli ikonlarından birisine dönüştü.

11 Tem 2011

ROMA

1.GÜN
Roma için de, Floransa'ya yaptığım türden bir benzetme yapmak isterdim ama o kadar güzel bir sıfat bulamadım. (İstila edilmiş bir şehir olduğunu söyleyebilirim ama...Yabancı istilası...Dünyanın her yerinden hem de)
Neyse ki, şehrin tarihi dokusu korunabilmiş, tüm tembelliklerine rağmen. Bu kadar negatif bir yazı olsun istemedim ama sanırım şu anki ruh halimden kaynaklanıyor bu durum :)

Bu resim pek negatif değil ama değil mi:) Neyse yeter bu kadar yorum başlayalım artık Roma gezimizi anlatmaya. Roma'da Palma Residence'da kaldık. Temiz bir hotel. Ama odaları küçük.

Odamıza yerleştik. Sonra odaya doluşan müzik sesini duyunca, hemen kepenkleri açtım, ne göreyim; Gay Pride Festival konvoyu hemen otelimizi önündeki caddeden geçiyor:) Süper müzikler çalıyorlardı..Her yer rengarenkti ...
Kocaman tırların üstünde insanlar dans ediyorlardı.

Hiçbir yerde göremeyeceğiniz kadar farklı insan profilleri bir aradaydı, müzikle ve çeşitli kostümlerle Roma'da buluşmuşlardı. Açıkçası, çok eğlenceli bir ortamdı.
Oturup bir yerlerde bir şeyler yiyelim dedik, fakat gitmeden önce uyarılmış olmamıza rağmen, restaurant saatlerine dikkat etmediğimizden, marketteki sandöviçlerle idare etmek zorunda kaldık.Roma'da çoğu yiyecek içecek yeri 14-19 arası kapalı!
Akşam bari güzel bir şeyler yiyelim dedik ve bir pizzacıya oturduk.Pizzamızı sabırsızlıkla bekledik, fakat sonuç kendi adıma söyleyeyim, beni hüsrana uğrattı. Çok yavan, sıradan bir pizzaydı. Hatta en dandik pidemizin bile ondan güzel olduğunu söyleyebilirim.

2.GÜN

 Öncelikle Vatikan hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Vatikan, Roma şehri içinde olmasına rağmen bir ülke!
Katolik Hıristiyanlığın merkezi olan Vatikan, yaklaşık 1000 kişilik nüfusuyla ve 440,000 metrekarelik alanıyla dünyanın en küçük üçüncü ülkesi.
 İkinci gün planımızda, erken kalkıp önce Vatikan müzesini görmek, ardından Vatikan'ı dolaşmak, özellikle de St. Pietro Bazilikası'nı görmek vardı. Malesef,  Vatikan müzesi o gün, yani pazar günü kapalıymış:(


Biz de, müzeyi bir sonraki güne bırakarak, Vatikanı gezmek için epeyce uzun bir kuyruğa girdik.Bu arada, bu küçük devleti koruyan İsviçre muhafızlarının üniformaları da çok hoştu:)




6 Tem 2011

Floransa:Büyülü şehir

İtalya gezimizin 2 gecesini Floransaya ayırdık. Floransa gerçekten büyülü bir şehir. Ortasından geçen Arno nehri, şehre özellikle geceleri romantik bir hava katıyor.
Her tarafı buram buram tarih kokan bu güzel şehirin insanları da, Romayla kıyaslarsak, daha samimi daha sevecen..
Floransa'da il magnifico'da kaldık.Beklediğimizden daha iyi ve en önemlisi fiyatına göre çok temiz,cici ve güzel manzaralı bir pansiyon. Ayrıca resepsiyondaki kız(Letizia) bize çok sıcak davrandi.Bize pansiyonu bulabilmemiz için ayrıntılı bir yol haritası ve tarif içeren bir mail atmış hatta. Biz mailimizi görmedik ama görmemize de gerek kalmadı. Çünkü, konumu çok kolay bulunabilen bir yerdeydi. Yukarıdaki manzara da odamızın penceresinden çekildi. Önce odamıza yerleştik, sonra Letizia'dan nerelerde ne yiyebiliriz tavsiyeleri aldık.
Odamız gayet geniş. Kahvaltılıklar da sehpanın üzerine hazır edilmişti. Bize özel bir su ısıtıcımız bile vardı odada.

 Letizia'nın bize armağanı. Çok güzel bir karşılama oldu doğrusu..
Floransa'da ve İtalya genelinde hemen hemen her sokakta bir ev yapımı şarap satan dükkana rastlayabiliyorsunuz. Ayrıca şaraplar, Türkiye'ye kıyasla çok daha kaliteli ve ucuz(!)




Odamıza yerleştikten sonra hemen şehri keşfe çıktık. Zaten gitmeden önce internetten araştırma yaptığımız için gezi planimiz hazırdı. Tek tek listedeki müzeleri gezip, planımızda üzerlerini çizdik.


 Duomo Katedrali...Gerçekten büyüleyici. Kafanızı yukarı kaldırıp baktığınızda, katedralin heybetinden daha bir etkileniyorsunuz.
Hakkında küçük bilgiler: dünyanın dördüncü büyük katedrali. Yapımına 1294 yılında başlanmış ve tam 150 yıl sürmüş tamamlanması.


Kubbesindeki sanat insan elinden çıkmış gibi görünmedi bize..Gerçi, tüm İtalya'daki sanata hayran kaldık. Sanki İtalya tarihin tozlu sayfalarından fırlamış, ama hala tozunu üzerinden atamamış, kimseye el sürdürmemiş bir ülke.Elbette gezdiğimiz şehirlerini gözönünde bulundurarak söylüyorum bunları...
Gelelim Michelangelo'nun müthiş David heykeline...
Heykel Galeria dell Academia' da
Boyu :5.17 metre :O
Floransa'nın sembolü niteliğindeki bu heykel, gerçekten de boyuyla posuyla ve ihtişamıyla büyüleyiciydi...