seyehat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyehat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şub 2012

Bratislava'da kısa bir gezinti

                Avusturya’ya gelmişken, hem de Viyana’dayken,  bir de buraya çok yakın olan Slovakya’nın başkenti; Bratislava’yı görelim dedik.Bu şehri "HOSTEL" filminden anımsayabilirsiniz...İşte ben de o filmden anımsadığım için önyargılı bir şekilde dolaştım şehri.Ama şehrin soğuk havası da acaba dedirtti yani:)

Öncelikle şunu söyleyebilirim, bu şehre 2 saat ayırmanız yeterli.Zaten eski şehri göreceğiniz ve o da çok küçük bir alana yayıldığı için 2 saat fazlasıyla yetiyor.

                Viyana’dan Bratislava’ya ulaşım için otobüsü tercih ettik.Otobüs yolculuğu 1 saat sürüyor ve ücreti 6 Euro.Otobüsler EuroLines’a bağlı.Otobüse bineceğiniz yer Erdberg.Buraya ulaşımı metronun U3 hattıyla sağlayabilirsiniz.Ayrıca Bratislava’ya trenle de gidebilirsiniz ama onun biraz daha pahalı olduğunu duyduk biz.
                Bir saat süren sorunsuz bir yolculuktan sonra Bratislava’da Nova Costa da indik.Burası şehir merkezi de sayılabilir.Eski kent indiğiniz yere çok yakın.

                Eski kentin sokaklarına dalıyoruz hemen.Köşe başlarında ilginç metal heykelimsi figürler dikkatimizi çekiyor.Info point bulup hemen bir city guide ediniyoruz.


                Resimdeki yer Johns gate…

             Hemen yan tarafında bir de müze bulunuyor.Geçidin hemen altında  da yere gömülü metal bir çember var.Üzerinde şehirlerin Bratislava’ya olan mesafeleri ve yönler yazılı.Hemen İstanbul’u buluyoruz tabi.Özledik galibaJ


Etrafta bir sürü hediyelik eşya mağazası var.Ayrıca ünlü markaların dükkanları da mevcut.
Eski şehrin merkezine yöneliyoruz.Burada da yine o metal heykellerden görüyoruz.İyi düşünmüşler bunlarıJ


Resimde görülen yer de Bratislava’nın kalesi Hvad.

Kaleye kadar tırmandık ama içine girmedik.Etkilenmedik biz Bratislava’dan.Kalenin oradan şehir manzarası kasvetli,donuk ve sanayivari geldi.Eski şehir bu koca binaların,dumanlı havanın içinde sıkışıp kalmış gibi duruyordu. Viyana’dan sonra hiç iyi gitmedi yani.Belki önce buraya gelip sonra Viyana’ya gitsek bu şehre de haksızlık etmemiş olurdukJ

23 Haz 2011

İtalya Anıları






 11 Haziran itibariyle İtalya topraklarındayım:) Tur planımız: 5 gece Roma,2 gece Floransa,günübirlik Venedik,Pisa,Murano adası...
  İtalya'ya Blu express ile uçmayı planlıyorduk fakat son dakika değişikliği ile Pegasus ile uçtuk.(Bu vesile ile dostlar Blu express' i kimseye önermiyorum).İkibuçuk saat süren bir yolculuktan sonra İtalya'dayız...Biz Roma' ya gece vardığımız için otelden transfer istedik ve 60 euro ödedik. Otelimiz Termini'deydi.

Tüm gezimizi özetleyecek olursam, şunları söyleyebilirm;
  İtalya güzel bir ülke, aynı zamanda temiz sokaklara sahip...Trafik yayalara karşı çok hassas...Yemekler berbat, tekdüze(pizza,makarna,pizza,makarna)! İçkiler çok ucuz, heryerde ev yapımı da dahil olmak üzere, ucuza enfes şaraplar tadabiliyorsunuz.

 Dükkan sahipleri müşterilere karşı genelde kaba ve surratsız davranıyorlar.Öğleden sonra dükkanları kapayıp, akşam 19 gibi açıyorlar.Arada açık dükkanlar da oluyor tabi...
 Ulaşıma gelince; şehir içinde metro ve otobüs kullanılıyor. Metroları çok eski, dar, iç karartıcı. Keza, trenler de öyle...İlk üç gün için Roma Pass aldığımız için bilet parası ödemedik metroya. Metro genelde kalabalık ve trene kadar çok fazla yürünüyor..
  Otobüslerde de geçerli Roma Pass. Ayrıca ilk iki müze ziyareti de Roma Pass la bedava:) Roma Pass' ın süresi dolunca otobüs için bilet almanız gerekiyor. Biletler 3 aylık. O nedenle otobüse binince, içerdeki bilet cihazına(biletteria) biletinizi damgalatmanız gerekiyor(Stampa).Otobüslerle şehir turu yapabilirsiniz.İlk üç günde bedava hem de:)Hemen hemen her çeşmenin, açık hava müzelerinin, tarihi kalıntıların(Tüm Roma onlarla dolu zaten)yakınından geçiyorlar
 Tüm otobüslere Termininin hemen arka tarafından ulaşabiliyorsunuz.Metro durağı da var Termini de.Ayrıca küçük bir alışveriş merkezi gibi....

8 Haz 2011

Büyükada Sefası

 Çok güzel bir Büyükada sefası oldu bizlere.Geçen pazar arkadaşlarla Büyükada'daydık.
Uzun bir yürüyüşün ardından, çok güzel bir manzara eşliğinde, mangalda cızırdayan etlerimizle,şen kahkahalarımızla unutulmaycak bir piknik organize ettik.:)
 Öncelikle, eşimle Kartal-Adalar motor iskelesine gittik. Çok kısa süren bir bekleyişten sonra gelen motora attık kendimizi:) Bir grup apaçinin cep telefonundan gelen "dıptıs dıptıs" melodileriyle ve motorun çıkardığı gürültüyle motorun ilk durağı olan Büyükada iskelesine yanaştık. Daha önce Eminönünden gitmiştim adaya. Bu seferki yolculuğum nispeten kısaydı.
 Arkadaşları beklerken, etraftaki insanlara sorup, adada büyük market olup olmadığını araştırdık. Neyse ki varmış..Oradan nevaleyi alıp beklemek için tekrar iskeleye geldik. Arkadaşlar ufukta göründüler kısa bir süre sonra. Onları da alıp tekrar markete gittik ve eksikleri tamamladık.Daha sonra fayton sırasına girsek mi girmesek mi tereddütündeyken ani bir kararla yürümeye karar verdik.(çok ama çok uzun bir sıra vardı).Hedefimiz adanın tek piknik alanı olan DİLBURNU...
 Yaklaşık yarım saat sonra dilburnuna vardık. Lakin bizde pek hal kalmadı:) Hemen bir masa kaparak (malum feci bir kalabalık) yetkiliye mangal için 10 lira verip, yakması için de eline 5 lira tutuşturup oturduk masamıza..Ohhh ne keyif ama!!..Karşımızda müthiş bir deniz manzarası...Yanımızda sevdiklerimiz, yeşillikler içindeyiz...
 Adaya gidince yanınızdaki eşinize, kız arkadaşınıza papatya tacından almayı unutmayın bu arada;)
Sevgiyle, geze kalın!